KIŞ ROMANTİZMİ DİYE BİR ŞEY DE VAR

Güzelim sonbaharı geride bıraktık. Romantik sonbahar yağmurları, ağaçlardan dökülen kurumuş romantik yapraklar, romantik rüzgarlar, denizin romantik dalgası… Evet, kabul etmeliyiz ki sonbaharda her şey çok romantikti (Bunu ben söylemiyorum, Hollywood söylüyor. Bildiğim hemen hemen bütün aşk filmleri sonbaharda geçtiğine göre, adamların bir bildiği olmalı).  Hepimiz kasımda aşkın başkalığı konusunda hem fikiriz,  orası da tamam. Gel gelelim, benim kafama takılan başka bir konu var. Malum, önümüz kış. Hatta önümüz değil, içinde bulunduğumuz mevsim resmen kış. Soğuk, karanlık, çok bulutlu, hiç güneşli, yer yer kar, yer yer sağanak yağışlı, sabah ayazlı, montlu, atkılı, eldivenli, lahana gibi ortalıkta dolaştığımız, bildiğimiz kış. Romantizme benzer bir şey gördünüz mü saydıklarım arasında? Hayır, değil mi? Belki karlı bir kış günü deseydim, burada bir romantizm görülebilirdi ama zorlama olurdu o da. Çünkü karlı bir kış gününün romantizminden bahsetmez Hollywood filmleri (En güvenilir kaynağımız, Hollywood filmleri!). Kafama takılan da bu işte. Ben kış mevsiminin hakkının yendiğini ve, çok da üzerime vazifeymiş gibi, ona hakkını geri iade etmemiz gerektiğini düşünüyorum. “Neden ve niçin ve nereden çıktı şimdi” diye sorduğunuzu duyar gibiyim (Ya da gaipten sesler duyar gibiyim beklide). Açıklıyorum, hazır olun!

Aşkın bir ihtiyaç olduğunu düşünen tek kişi ben değilimdir herhalde. Romantizm de aşkın gelmesiyle doğan başka bir ihtiyaçtır sanırım. Tamam, her zaman ihtiyaç ama bazen, daha büyük bir ihtiyaç. Mesela kış aylarında. İnsan üşüyor çünkü kış aylarında. Üşüyor ve içini ısıtacak bir şeye ihtiyaç duyuyor. Güneş kendini gizlediğine göre, o karanlığı aydınlatacak bir ışığa ihtiyaç duyuyor. Sağanak yağmur yağarken ve şemsiyesini evde unutmuşken ve vapur da iskeleye yanaşmışken, iskelede elinde şemsiyeyle onu bekleyecek birine ihtiyaç duyuyor. Aşk filmlerine, güzel sözlere, biraz romantizme, biraz ilgiye, biraz sevgiye… Sonrasında yok efendim sonbaharın romantik atmosferiymiş, yok fendim yaz aşkları da bir başkaymış, her baharda aşık mıymış da neymiş… Bana sorarsanız, hepsi laf! (Kış mevsiminin itibarını kurtarmak adına diğer mevsimleri yerle bir ettiğimin farkındayım. Hemen düzeltiyorum.)

Tekrarlıyorum; aşk her zaman ihtiyaç ama bazen daha büyük bir ihtiyaç. Sonbaharda günü güzelleştirmek için yapılacak pek çok şey var. Hiçbir şey yapmasan da, tek başına oturup çay da içsen, yine de güzel. Yalnızken bile o romantik atmosfer seni içine alabiliyor. İlkbahar desen, zaten insanın mutlu olmak için parmağını kıpırdatmaya ihtiyacı olmuyor. Kuşlar, böcekler, çiçekler, canlanan doğa… Kıştan kurtulmuş dünya, daha ne olsun! Yaz dediğin ayrı bir şenlik. Kızgın kumlardan serin sulara atlarken aşık olsam ne güzel olur ama olmasam da olur. Tatildeyim işte, gün uzun, insanlar rahat. Herkeste tatlı bir miskinlik hali. Kış öyle değil maalesef. Her an depresyona girilebilir ve aşk benim diyen psikologun yapamayacağı iyileştirici etkiye sahiptir.  Bu yüzden de, tamam kasımda aşk bir başkadır ama, aralıkta, ocakta, şubatta daha bir başkadır.  Lafım sana değil sevgili okur, Hollywood yapımcılarına; Kışı sevin! Çünkü ihtiyacımız var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir